AYNA ANNENİN VE YOL’UN GÖZÜ–Esat KORKMAZ

Sûfi gelenekte ayna, simgesel anlamda, Tanrı’yı-Hakk’ı kusursuz biçimde yansıttığına inanılan ve küçük âlem olarak algılanan insanı-insanın gönlünü betimler; ötesinde, dişil (anne) ilkedir ve hem bebeğin-çocuğun hem de Yol insanının, kendini yapılandırma-eğitme aracıdır.

Bu nedenle bebek-çocuk annenin ayna olarak algılanan gözlerine, Yol insanı ise öğretmen olarak algılanan aynaya baktığında, yansıması dışında bir gözleyenin bulunduğunu algılar; algı oluşmuyorsa eğer, bebekte-çocukta benlik gelişmemiş, Yol insanı yaşarken ölmüş demektir, yaşayan ölüdür artık o.

Masallarda çoğunluk ayna çıkar karşımıza; masallarla ayna, çocukların dünyasına sızıverir; çocukta benlik gelişmesi, tıpkı Yol insanında olduğu gibi, aynada kendini seyretmesiyle başlar.

Büyüklere gelince ayna, örtmeye çalıştığımız şeyleri, çekinmeden açığa vuran bir nesnedir: Kendi gerçeğini görmeme konusunda ısrar edenlere o, gerçeği yüzlerine çarpar. Bu nedenle gerçekler, aynadan okunur; içsel ağrılar aynadan öğrenilir, bu durumuyla ayna bir metafor kutusudur ya da değişimi rahminde taşıyan bir su (Mani’nin aynası).

Anne gözü bebeğin, aynadaki bakış Yol insanının, ilk aynasıdır: Demek ki bebekte kurucu öge annenin bakışı, Yol insanında ilk öğretmen aynadaki bakıştır; bebek, annesinin gözlerinde yansıyan görüntüsünden, annesinin kendisini nasıl gördüğünü izler; Yol insanı ise aynadaki bakıştan bâtınî yanını gözlemeye çalışır. Bu yolla bebek-çocuk, başkalarının gözlerinde benzer izlerin peşine düşer; o gözlerde olumlu ya da olumsuz bakışı arar; arama çabası zorunluluk olmaya başladığında ise her bakış onu ya yıkar ya da kurar.

Benzer biçimde Yol insanı da aynadaki yansıması dışında kendini izleyeni izler ve izleyenin bakışında-gözlerinde, umudu ve umutsuzluğu yakalamaya çalışır; bakışın izinde kendini eğitir, eğitim ete-kemiğe bürünmeye başladığında, kendini yıkar ya da yeniden kurar.

Bir cevap yazın